|
Sohbet odalarına bağlan
1 milyon dolar verseler sevgilinizi terk eder misiniz? Ya da "Seviyorum,
aşığım" dediğiniz insan uğruna nelerden vazgeçersiniz? Sevginin değerini
ölçmek mümkün mü? Aşağıda okuyacağınız Richard Fawler'ın yazısı, bu sorunun
cevabını ziyadesiyle veren eşsiz duygusallıkta bir öykü. Eğer gerçek sevgiyi
bulduğunuza inanıyorsanız,onu kaybetmemek için her türlü fedakarlığı yapın.
Yalnızsanız, sevgi adına ümidinizi asla kaybetmeyin. Sizin kalbinizin yarısı
da mutlaka bir yerlerde sizi bekliyor...
Tuzlu Kahve
Kıza bir partide rastlamıştı. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki! Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti
boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir kibarlık
gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu
hali kızın da huzurunu kaçırdı. "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken,
delikanlı birden garsonu çağırdı. "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.
"Kahveme koymak için." Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı.
Kahveye tuz! Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve
içmeye başladı.
Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi. Delikanlı anlattı: "Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin
tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok
sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem,
çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle
babam hala o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum
ki..." Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız
dinlediklerinden çok etkilenmişti. İçini bu kadar samimi döken, evini,
ailesini bu kadar özleyen bir adam evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini
düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da
konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı, tıpkı çocuğunki gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu. Tatlı ve sıcak...Ve de
bu sohbet, öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii. Buluşmaya
devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve
de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine
içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti.
"Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle
diyordu, satırlarında: "Sevgilim, bir tanem... Lütfen beni affet. Bütün
hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir
tek kere yalan söyledim... Tuzlu kahvede... İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor
musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken "tuz" çıktı
ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki,
yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma
gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında
korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...
İşte gerçek. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat. Ama seni
tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre kadar
pişmanlık duymadan.
Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu
kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni
yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci
bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da." Yaşlı kadının
gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında bir gün biri,
kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey?" diye soracak oldu. Gözleri nemlendi
kadının. "Çok tatlı!" dedi...
                
sohbet siteleri
Msn sohbet
odaları dj akman
kızlarla chat
arkadaşlık sohbet
                
Web Stats
           
|
|